Take a fresh look at your lifestyle.

Engelliliği Anlamak

0 405

Merhaba değerli dostlar, bugün ki röportaj köşemizde Psikolojik Danışmanlık görevini yapıp, egnelli sorunları ve hakları üzerinde çalışmalar yürüten Şeyma Büyükurvay hanım ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Gündeme dair ve engellilerle ilgili konuları konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Şeyma Büyükurvay. 1996 yılında doğdum. 2018’de Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve
Rehberlik bölümünden mezun oldum. Öğrenciliğimden beri sivil toplumda yer almaya çalışıyorum. Çocuk hakları ve engelli hakları alanları ile psikolojik danışma ve rehberlik alanını birleştirebildiğim çalışmalarda üretken hissediyorum. Eğitimde Görme Engelliler Derneği ve Öğretmen Ağında aktifim. Psikoterapi alanında ilerlemek istiyorum ve şu anda İzmit Rehberlik ve Araştırma Merkezinde çalışıyorum.

Görme engelli bir psikolojik danışman olmanın dezavantajları var mı?

Sakatlık, bireylerin tıbbi olarak belirlenen ölçütlerin ortalamasına göre sahip olduğu fiziksel, zihinsel veya duygusal farklılıklardır. Engellilik ise; bu farklılıklardan doğan farklı ihtiyaçlara uymayan çevresel koşullar ve ayrımcı tutumların tümüdür. Dolayısıyla kör biri olarak herhangi bir iş alanında var olmak zor değil ama bireylerin erişilebilirlik sorunları ve ayrımcı tutumlarla engellenmesi bir dezavantajdır. Birkaç somut örnek verecek olursam; ben öğrencilik hayatımda ve iş hayatımda danışanlar görüyorum, öğrencilerle bireysel veya grup odağında çalışıyorum. Bu noktada işlerimi görerek değil, dokunarak veya duyarak yapıyorum. Daha pek çok kör kişi ve genel anlamda sakatlar da kendi yöntemlerini buluyor, öğreniyor. Buradaki sorun; örneğin bedensel engelli bir çalışanın kurumunda, bir hak olmasına rağmen asansör bulunmaması, kör bir çalışanın tarayıcısının bulunmaması ama bunlardan daha derin olarak: idarenin veya personelin uyguladığı alenen ayrımcılık ve mobbing’tir. Sırf engelli diye iş verilmemesi; idarecilerin, kişi sırf engelli diye bir işi yapabileceğine inanmaması, engelli kişinin diploma ve tüm donanımına rağmen kafasındaki ön yargıyı aşamaması, engelli bir kişiye sorumluluk vermemeye çalışması… Daha sonsuz örnek verilebilir. Engelli veya engelli olmayan hiç kimse her işi yapamaz, önemli olan ne işi yapıp yapamayacağının, yapması için neye ihtiyacı olduğunun kişiye sorulmasıdır. Engelli kişiler çoklukla iş yapabilmek için kendini kanıtlamak zorunda bırakılıyor. Özellikle özel sektörde aynı donanımdaki engelli olan ve engelli olmayan iki kişiden mutlaka engelli olmayan tercih ediliyor. Sırf engelli olmak mülakatlardan elenme sebebi oluyor. Kamuda profesyonel bir alanı olan engelliler; boş oturmaya veya telefona bakmak gibi mesleki olmayan işlere mecbur bırakılıyor. Yasal engeller de var; örneğin Türkiye’de körler hakim-savcı olamıyor ancak yurt dışında olabiliyor.

Engellilik konusunu psikolojik bir bağlamda nasıl değerlendirirsiniz?

Kültüre duyarlılık ve empatiden söz edeceğim. Kültüre duyarlılık; kişilerin bambaşka yaşam koşullarına sahip oluşları ve kişileri anlamak için bu bam başkalığı anlamaya çalışmak gereğidir. Kültürden kasıtsa; bireylerin yaşadığı, biriktirdiği her türlü deneyimdir. Ankara’da yaşamak, yurt dışına göç etmek, kadın erkek veya farklı bir cinsel yönelimden olmak, yaşadığı bölgede azınlık ırk olmak, farklı bir dil konuşma ve engelli olmak bunlardan birkaçıdır. Her biri birer kültürdür. Bu kültürleri anlamak içinse empati şarttır. Empati “bir başkasının yerine kendini koyabilmek” değildir. “Ben olsam nasıl hissederim” demek değildir. Empati için karşımızdaki kişinin kültürünü, yaşam koşullarını, duygu ve düşüncelerini anlamamız; bunun için de onunla iletişim kurmamız gerekiyor. Örneğin: gören bireyler gözlerini kapatırsa çaresiz hisseder. Görmeden yürümeye çalışırlarsa tedirgin hissederler. Çünkü kör olarak yaşamayı öğrenmişler, buna alışmışlardır. Körler ise kör olarak yaşamayı öğrenmişlerdir. Onlar aynı duyguları hissetmezler. Gözünü kapatmak ile bu aynı değildir. Körler bu şekilde yaşamayı öğrenmiş, buna alışmışlardır. Temel sorun körlük değil, çevrenin körlere de uygun olmamasıdır.

Ülkemizde engelli hakları ne durumdadır?

Türkiye Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesine taraf olan ilk ülkelerdendir. Yasal mevzuatımız da büyük ölçüde buna paraleldir. Fakat her alandaki mevzuat ile saha arasındaki uçurum burada da söz konusudur. Bunun sebebiyse; engellilerin hak öznesi olarak görülmemesidir. Engelliler yardıma ve korumaya muhtaç olarak görülür. Oysa yapılması gereken çalışmalar birer yardım değil, hak olarak değerlendirilmelidir. Örneğin engellilerin bir işte çalışması, toplum tarafından devletin bir lütuf olarak algılanır. Oysa engelliler de herkes gibi belli koşulları yerine getirerek iş sahibi olurlar veya atamaların az olması, ön yargılar nedeniyle işe alınmamak gibi sorunlarla karşılaşırlar. Engellilerin yardım nesnesi değil, birer hak öznesi olduğunu öğrenmek zorundayız.

Engelliler alanında faaliyet gösteren kurumlara bakış açınız nasıldır? Aktif olduğunuz dernek var mı?

Engellilik alanında aktif olduğum örgüt: Eğitimde Görme Engelliler Derneğidir. EGED hak temelli çalışan ve eğitim, istihdam, bilişim gibi konularda; görme engellilik ve diğer engel grupları ile çalışan ve her türlü ayrımcılığa karşı bir oluşum. Engellilikle ilgili çalışan derneklerin pek çoğu hak temellilik odağında çalışmıyor. Yani engellilerin haklarına erişimde karşılaştığı sorunları çözmek için çalışmıyor. Bu, toplumdaki algıyı olumsuz yönde besliyor. Örneğin bazı dernekler; dergi ve gazete satarak engelliler için yardım topluyor. 1’incisi, engelliler için değil ancak ekonomik durumu kötü olanlar için yardım toplanır. Yardım toplama faaliyetleri, engellilerin yardıma muhtaç olduğu algısını körükler. 2’ncisi, bu derneklerin bir kısmı gereken resmi izinleri almadan yardım toplar. Kimisi izin alsa da bu yardımların hiçbir denetimi yoktur. Suistimale açıktır. Dernekler, hak temellilik esasıyla çalışmalıdır.

Engelli kişilere ve ailelerine neler söylemek istersin?

Engelli kişiler ve aileler, toplumdaki algıyı içselleştirmemeli. Örneğin toplum engellilerin eksik kişiler olduğunu, hiçbir iş yapamayacağını, bağımsız olarak yaşamayacağını düşünüyor. Engelliler buna kapılmamalı. Sorunun sakatlıkları değil, çevresel şartlar ve ayrımcı tutumlar olduğunu bilmeli.Bununla mücadele etmeli. Aileler bu konuda çocuklarına destek olmalı. Onları aşırı korumacı şekilde yetiştirmemeli. Bir şeyleri tek başına yapmayı, küçük yaşlardan itibaren öğretmeli. Çocuklarını hayattan kısıtlamamalı. Dışarı çıkmasını, çevre edinmesini engellememeli. Engelli olmayan çocukların aileleri de; engelliliğin vahim bir şey olmadığını bilmeli. Çocuklarını; sakatlığın bir farklılık olduğunu, herkesin eşit olduğunu öğreterek yetiştirmeli. Yani toplum olarak tüm farklılıklarımızla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Her türlü farklılık olabilir. Cinsiyet, ırk, din, dil, engellilik gibi her türlü farklılığın, sonsuz insan hallerinden olduğunu bilmek ve öğretmek zorundayız.

Miraç DURSUN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.